Hava Durumu Teknolojileri: Silah Olarak Kullanılıyor Mu?

Hava durumu teknolojilerinin savaşlarda kullanımı tartışılıyor. 3 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleşen bir olay, bu konuda dikkatleri üzerine çekti. İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri üzerindeki ABD radarını vurmasının ardından Türkiye’de yağışların belirgin şekilde artması, birçok spekülasyonu beraberinde getirdi. İngiliz siyasetçi George Galloway, bu olay üzerine yaptığı açıklamalarda, bölgede yaşanan kuraklığın doğal bir süreç olmadığını, ABD ve İsrail’in hava modifikasyon teknolojilerini Tahran yönetimine karşı silah olarak kullandığını öne sürdü.

Galloway, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki radar tesislerinin yok edilmesiyle hava durumu manipülasyonunun sona erdiğini ve bunun ardından İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve Irak’ta yoğun yağışların başladığını belirtti. Galloway, “ABD’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki radar sistemleri imha edildi. Sonrasında İran’da uzun süredir görülmeyen kar yağışları gerçekleşti, kurumuş nehir yatakları suyla doldu. Bu, havanın bir silah olarak kullanıldığını gösteren en somut kanıtlardan biridir” dedi.

Galloway’nin vurguladığı radar tesislerinin imhası, askeri uzmanlar tarafından Mart 2026’da Birleşik Arap Emirlikleri Al Ruwais’te yer alan 500 milyon dolarlık AN/TPY-2 radar sistemine yönelik bir saldırıyla ilişkilendiriliyor. Bu sistemin, sadece füze koruma amaçlı değil, aynı zamanda atmosfer iklimlendirmesi ve bulut hareketlerinin kontrolü için de kullanıldığı iddia ediliyor. Tesislerin etkisiz hale getirilmesi, yapay kuraklık duvarının çökmesine ve meteorolojik akışın doğal döngüsüne geri dönmesine olanak sağladı.

İran’da uzun zamandır gözlemlenmeyen yoğun yağışlar ve Irak ile Suudi Arabistan’daki nehirlerin taşması, bölgede sürdürülen gizli operasyonların ifşası olarak değerlendiriliyor. 1977 yılında kabul edilen ENMOD Sözleşmesi, hava durumunun askeri amaçlarla kullanılmasını uluslararası hukuk açısından bir suç olarak tanımlıyor. Ancak Galloway, Washington ve Tel Aviv’in bu yasakları, teknolojik üstünlüklerinin arkasına sığınarak deldiğini savunuyor. Tahran yönetimine yakın kaynaklar, Batı’nın gıda güvenliğini ve su kaynaklarını hedef alan bu “modern sabotaj” yöntemlerinin, direniş hattının askeri başarılarıyla sekteye uğradığını belirtiyor.

Bölge genelinde nehirlerin akmaya başlaması, yalnızca doğal bir olgu değil, aynı zamanda dayatılan yapay krizlerin sona erdiği anlamına geliyor. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tartışma konusu oldu. Yeniden Refah Partisi Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla, 40 gün süren ABD-İsrail-İran çatışması nedeniyle hava modifikasyon uçaklarının havalanamadığını ve bu durumun Türkiye’nin bağımsızlığını korumasına yardımcı olduğunu savundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir